Bugün onu tanımayan yok. Kimi için “Organize İşler”in Asım Noyan’ı,
Kimi için “Bir Demet Tiyatro”daki Mükremin Abi…
Kimi içinse “Kelebeğin Rüyası” ile içimizi burkan bir şairin hayalperest yönetmeni…
Ama aslında o, kelimelere sığınan, mizahın sırtını sıvazlayan, şiirle senaryo arasında yürüyen bir adam:
Yılmaz Erdoğan.
Bugün yazdığı senaryolar, yönettiği filmler, sahneye koyduğu oyunlar ile Türk sanat dünyasında eşsiz bir yer edinmiş bu adamın yolculuğu da öyle kolay ve düz bir çizgi değil.
Birçok kırılma noktası, geriye dönüp bakıldığında anlam kazanan mücadeleler ve çokça emek var.
Haydi şimdi bugünden düne bir pencere açalım; Yılmaz Erdoğan’ın kelimeler ile dolu yolculuğuna…

Hakkari’den Gelen Bir Düş
Yıl 1967. Yer Hakkari.
Bir memur ailesinin üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi Yılmaz.
O çocukluk yıllarını şöyle tarif ediyor bir röportajında:
“İnsan öyle bir yerden çıkarsa, hayatı anlamak için daha çok çaba gösteriyor.”
Ankara’da geçen ilk ve ortaokul yıllarından sonra, lise için tekrar Hakkari’ye döner.
Ve ne tesadüf ki edebiyat ile ilk tanışması tam da o yıllarda olur.
Köy Enstitüsü geleneği ile yoğrulmuş öğretmenlerden aldığı ilham ile yazmaya başlar.
1979’da ailesiyle birlikte İstanbul’a taşınır. İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’ni kazansa da kısa süre içinde kendini oraya ait hissetmediğini fark eder ve bırakır.
Çünkü o, hayatı taşla değil, taş gibi kelimeler ile inşa etmek istiyordu.
Ferahlatan Mizah, Derinlik Kazanan Söz
1980’lerde Ferhan Şensoy’un “Ortaoyuncular” kadrosunda figüranlık yaparak sahneye adım atar.
Sonra Levent Kırca’nın Olacak O Kadar programında yazar olarak çalışır.
Ama asıl dönüm noktası 1995’tedir:
“Bir Demet Tiyatro”
Demet Akbağ ile birlikte yazıp oynadıkları bu dizide, televizyonun o zamana kadar cesaret edemediği bir şeyi yaptılar, mizah ile dramı iç içe geçirdiler.
Halkın içinden karakterler ile hem güldürdüler hem ağlattılar.
Mükremin Abi, Tirbüşon, Feriştah, Zabıta İmdat…
Hepsi artık sokaktaki vatandaşın tanıdığı “bizden” karakterler olmuştu.
Ve böylece, bugünden düne baktığımızda Türk televizyonculuğunun mizahi dili tam da bu yapım ile dönüşmeye başladı.

Yazan, Oynayan, Yöneten: Bir Üçlü Sanat Sistemi
Yılmaz Erdoğan’ı yalnızca bir oyuncu olarak tanımlamak yetersiz olur.
Çünkü o, bir hikayeyi sadece oynamıyor; onu yazıyor, yaşıyor, gösteriyor.
2001’de kurduğu BKM (Beşiktaş Kültür Merkezi) ile genç oyunculara ve yazar adaylarına da alan açtı.
O yıllarda Gülse Birsel, Tolga Çevik, Ata Demirer gibi birçok yeteneği sahneye taşıdı.
2005’te vizyona giren “Organize İşler”, hem gişede hem eleştirmen nezdinde büyük başarı elde etti.
Yalnızca eğlendirmiyordu bu filmler; aynı zamanda toplumun bilinçaltına da bir ayna tutuyordu.
Ve işte Yılmaz Erdoğan denince akla gelen o kıymetli çalışmaları:
1994 – Olacak O Kadar
1995 – Bir Demet Tiyatro
1998 – Otogargara
1999 – Sen Hiç Ateş Böceği Gördün mü?
2001 – Vizontele
2004 – Vizontele Tuuba
2005 – Organize İşler
2009 – Neşeli Hayat
2010 – Çok Filim Hareketler Bunlar
2013 – Kelebeğin Rüyası
2018 – Organize İşler: Sazan Sarmalı
2021 – Kin
2023 – İnci Taneleri
2010 – Çok Güzel Hareketler Bunlar
2011 – Eyvah Eyvah 2

Gergedan Mevsimi: Sessizliğin İçindeki Şiir
Yılmaz Erdoğan, 2012 yapımı İran-Türkiye ortak yapımı Gergedan Mevsimi filminde, Bahman Ghobadi’nin sürgün acısıyla örülmüş hikayesine oyunculuğuyla dahil oldu. Monica Bellucci ve Behrouz Vossoughi gibi isimlerle birlikte yer aldığı film, İranlı bir şairin 30 yıl süren hapis sonrası ailesini arayışını anlatıyor. Erdoğan bu yapımda, karanlıkla yoğrulmuş bir karakter olan Akbar Rezai’ye hayat vererek, yalnızca bir oyunculuk değil; derin bir coğrafi ve politik hafıza aktarımı da gerçekleştirdi.
Gergedan Mevsimi, onun uluslararası sinemada attığı önemli adımlardan biri olarak kayda geçti. Erdoğan bu filmle, doğuya dair anlatılarda sadece yazan değil, oynayan; sadece gözlemleyen değil, hisseden bir sanatçı olduğunu bir kez daha gösterdi.
Şiir, Özne ve Sessizliğin Sesi
Yılmaz Erdoğan, sadece senarist değil aynı zamanda bir şair.
1990’lardan bu yana sahnede şiir okumalarıyla dikkat çekiyor.
Yayınladığı şiir kitaplarında aşk, hasret, memleket, hayal ve hüzün iç içe…
“Bir aşkı daha bitirdik
Gözlerimizi hiç kullanmadan…”
Böyle yazıyor mesela.
Ve bu dizelerle o, mizahın güldürmediği yerlerde, şiirle içimizi titretmeyi başarıyor.
Ve daha nicesi, kitapları ve şiirleri:
1994 – Hüzünbaz Sevişmeler
1996 – Kayıp Kentin Yakışıklısı
1997 – Anladım
2002 – Haybeden Gerçeküstü Aşk
2009 – Kadınlar ve Ağaçlar
2013 – Rüyalar ve Uyanışlar
2024 – İnci Taneleri Şiir Kitabı (diziyle birlikte yayımlandı)
İşte bugünden düne onun yolculuğu, kelimenin her haline baş koymuş bir insanın serüveni gibi:
Kimi zaman sahnede tirat atan,
Kimi zaman kâğıda hüzün döken,
Kimi zamansa perde arkasında yeni yetenekleri alkışlayan…

Bugünden Düne YILMAZ ERDOĞAN
Eskiden küçük bir Hakkari köyünde kalem tutan bir çocuktu, şimdi binlerce kelimeye yön veren bir usta.
Eskiden sahnede küçük rollerde görünüyordu, şimdi sahneleri başkalarına açan bir isim.
Eskiden mizah ile tanınıyordu, şimdi sinemanın, şiirin ve hikâyeciliğin birleştiği nadir sanatçılardan biri.
O sadece kendi hayatını değil, bu toprakların hikayesini de anlatıyor.
Kimi zaman bir kasabanın meydanında kimi zaman bir otobüs koltuğunda kimi zaman da bir şiir satırında…
Yılmaz Erdoğan
“Nereden nereyeee…
Bugünden düne…”
Yorum Yok