Bugün bir kitapçının rafında Kürk Mantolu Madonna‘ya rastladığında, yalnızca bir aşk romanı değil, zamanın kalbine saplanmış bir hüzün görürsün.
Cümleler derindir. Ama sadece duygular ile değil; yaşanmışlıkla, idealle, mücadeleyle yoğrulmuştur.
Sabahattin Ali…
Türk edebiyatının hem en çok sevilen hem de en çok suskun bırakılan kalemlerinden biri.
Sözünün kılıcı keskin, gönlünün içi karanlık değil ama karanlıklarca kuşatılmış bir edebiyat savaşçısı.
Haydi şimdi, bugünden düne onun içten içe yanan ama sönmeyen hikayesine yakından bakalım…
Hüzünlü Bir Coğrafyada Doğan Ses
25 Şubat 1907 tarihinde, bugün Bulgaristan sınırları içinde kalan Eğridere (şimdi Ardino) kasabasında dünyaya geldi.
Balkan Savaşları sırasında ailesi ile birlikte Türkiye’ye göç etti.
İstanbul ve Balıkesir’de eğitim gördü, edebiyata daha çocuk yaşlarında ilgi duydu.
1928 yılında İstanbul Muallim Mektebi’ni bitirdi. Aynı yıl Milli Eğitim Bakanlığı bursu ile Almanya’ya gönderildi.
1930’da Türkiye’ye döndü ve çeşitli illerde Almanca öğretmeni olarak görev yaptı.
Fakat onun ruhu yalnızca sınıf duvarlarına sığmayacak kadar genişti. Yazmak, anlatmak, düşündürmek istiyordu.

Sözü İle Hükmedecek Bir Edebiyatçı Doğuyor
1932‘de ilk hikayesi “Bir Orman Hikayesi” yayımlandı. Aynı yıl Resimli Ay, Yedigün, Varlık gibi dergilerde yazmaya başladı.
1935’te ilk hikaye kitabı olan Değirmen, 1937’de Kağnı, ardından Ses yayımlandı.
Edebiyatındaki ilk izler Anadolu’nun içinden geliyordu.
Köylünün, garibanın, işçinin, öğretmenin; sesi duyulmayanın hikayesi onun satırlarında görünür oldu.
Bu da onun, edebiyat çevreleri kadar siyasi otoritelerin de dikkatini çekmesine neden oldu.
Tutukluluk ve Başkaldırı
Sabahattin Ali yalnızca yazar değil, aynı zamanda açık sözlü bir entelektüeldi.
1932‘de Atatürk‘e yazdığı bir şiir nedeniyle hükümeti küçük düşürme suçlaması ile tutuklandı ve Konya’da hapse atıldı.
Bu süreç onun iç dünyasında derin bir kırılma yarattı.
Ancak pişman olmadı.
Cezaevinden çıktıktan sonra “Hapishane Şiirleri ” ile tanındı. En bilinen şiirlerinden biri olan Aldırma Gönül de bu dönemde yazıldı ve yıllar sonra bestelenerek efsaneleşti.

Kürk Mantolu Madonna: Sessiz Çığlık
1943‘te yazdığı Kürk Mantolu Madonna, Türk edebiyatının en çok okunan romanları arasına girdi.
Roman Almanya’da geçer. Orada geçirdiği yıllardan esinlenen bu eserde yalnızlık, yabancılaşma, aşk ve içe kapanış öylesine derin bir dille işlenir ki yıllar sonra bile genç okurların kalbinde yankılanır.
Raif Efendi karakteri aracılığı ile Sabahattin Ali aslında toplumun ezdiği hassas ruhlara tercüman olur.
Bugünden düne baktığımızda, bu roman yalnızca bir aşk hikayesi değil, bir toplumun duygusal bastırılmışlığının aynasıdır.
Markopaşa ve Siyasi Mücadele
1946‘da Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz ile birlikte çıkardıkları Markopaşa dergisi, muhalif hiciv ve eleştirinin öncüsü oldu.
Dergi kısa sürede büyük tirajlara ulaştı. Fakat her sayıdan sonra davalar, sansürler, tehditler kapılarını çaldı.
Sabahattin Ali birkaç kez daha hapse girdi, kitapları toplatıldı, görevine son verildi.
Ancak o geri adım atmadı.
Yazdı, çizdi, direndi.
Bugün bile bu tutumu, edebiyatın yalnızca duyguyla değil, duruşla da yazılabileceğini hatırlatır.

Karanlıkta Kaybolan Bir Işık
1948’de pasaport başvurusu reddedilen Sabahattin Ali, yurt dışına kaçmak zorunda kaldı.
Almanya’ya gitmek üzere Bulgaristan sınırına doğru yola çıktı.
Ancak bu yolculuk dönüşü olmayan bir yoldu.
2 Nisan 1948 tarihinde, Kırklareli yakınlarında, kaçışını organize eden kişi tarafından öldürüldü.
Cesedi aylar sonra bulundu.
Cinayeti, hala aydınlatılamamış karanlık bir dosya olarak duruyor.
Bugünden Düne SABAHATTİN ALİ
Eskiden genç yaşta Almanya’ya gidip hayal kuran bir öğretmendi, şimdi milyonların okuduğu bir yazı ustası.
Eskiden her cümlesi sansürlenirdi, şimdi her satırı ezberleniyor.
Eskiden fazla muhalif diye susturulmak istenen bir isimdi, şimdi özgürlük simgesi.
Sabahattin Ali, artık sadece bir yazar değil; bir vicdan, bir hafıza ve edebiyatın onurlu direnişi.
Sabahattin Ali
“Nereden nereyeee…
Bugünden düne…
Yorum Yok